KAYIP PEYGAMBER RESİMLERİ

Kayıp "Peygamber Resimleri" İstanbul da mı ?

M. Yusuf Kandehlevî, Hayâtüs-Sahâbe isimli eserinin 4. cildinde çok ilginç bir hâdiseden bahsediyor. Hz. Ebû Bekir’in, hilâfet yıllarında, Bizans İmparatorunu İslama davet etmek için o zamanki ismiyle Konstantiniyye’ye gönderdiği 2 elçi, Bizans sarayında gördükleri peygamber resimlerini Medine’ye döndüklerinde bütün tafsilâtıyla Halîfe Ebû Bekir’e anlatırlar. İşte bu hâdisenin teferruâtı:


Halife Hz Ebubekir, Bizans İmparatoru Heraklius’u İslâma dâvet etmek için, Ubade b. Sâmit ve Hişam b. As’ı Bizans’a elçi olarak göndermişti. Ubade b. Sâmit anlatıyor:
Kılıçlarımız boynumuzda olduğu halde şehre girdik. İmparatorun sarayına geldik ve sarayın kapısında indik. İmparator Heraklius sarayının penceresinden bize bakıyordu. Biz ‘La ilahe illallahu vallahu ekber’ deyince Allah biliyor ki, saray sanki şiddetli rüzgâra maruz kalmış bir hurma dalı gibi sallanmaya başladı. Bunun üzerine bize haber göndererek içeri dâvet etti. “Dininizin îcâb ettirdiği şeyleri, yüksek sesle yerine getirerek bizi rahatsız etmeye hakkınız yok” dedi ve bize yanına girmemiz için izin verdi. İçeri girdik. Kırmızı ve görkemli bir taht üzerine oturdu. Sırtında da kırmızı bir pelerini vardı. Yanında Rumlardan râhipler ve harp uzmanları toplanmışlardı. Perdeler, şamdanlar, halılar, mobilyalar vs. odasındaki her şey kırmızıydı. Mütebessim bir ifâdeyle bize baktı ve:


—Bize aranızdaki usule göre selam verseydiniz ne olurdu, dedi. Yanında duran ve çok güzel konuşan adamına:
—Bizim selamımız size uygun değil, dedik.
—Nedir sizin aranızdaki selam? deyince de:
—Esselamu aleyke, diye cevap verdik.
—Peki, siz kralınıza nasıl selam veriyorsunuz?
—Aynı şekilde, diye cevap verdik
—Sizin sözlerinizin en büyüğü hangisidir? diye sordu.
—La ilahe illallahu vallahu ekber, dedik. Allah biliyor biz bunu söylerken saray o kadar sallandı ki Kral başındaki tâcı tuttu düşmemesi için. Ve korkuyla başını kaldırıp tavana baktı:
—Söylediklerinizden sarayım sallandı. Bu sözü evlerinizde söylediğinizde evleriniz de sallanıyor mu? diye sordu.
—Hayır, bunu ilk defa burada görüyoruz, dedik.
—Keşke bunları söyleyince her şey başınıza yıkılsaydı da sizden kurtulsaydık. Şüphe yok ki, toprağımın yarısı elimden çıkacak, dedi.


Sonra bize birçok soru sordu. Namaz ve orucu, ibâdeti, Peygamber Efendimiz’i sordu. Tüm sorularını cevapladıktan sonra, bize güzel bir oda ile bol yemek hazırlanmasını emretti. Üç gece orada kaldık.


Nihâyet bir akşam hizmetçilerinden birini göndererek bizi çağırttı. Yanına gittiğimizde önceki sorduklarını tekrar sordu. Bizde aynı şekilde cevaplandırdık. Sonra kutsal emânetler sandığının getirilmesini emretti. Dört köşeli, altın yaldızlı büyük bir sanduka getirdiler. Sandukanın içinde küçük bölümler vardı. Her bölümün de kilidi ve kapısı. O bölmelerden birini açarak, siyah renkli ipekli bir bohça çıkardı. Bohçayı açınca içinden siyah renkli ipek bir bez çıktı. Bezin üzerine çizilmiş oldukça yakışıklı bir adam resmi vardı. İri gözlü, kolları ve baldırları kalın, iri yapılı ve uzun boylu bir adam resmiydi bu. Gür sakallı ve Allah’ın yarattıklarının en güzeli denecek kadar güzel yüzlü, saçlarında iki örgü bulunan bu zatın resmini bize göstererek,


—Bunu tanıyor musunuz? dedi
—Hayır! dedik.
—Bu insanlığın atası Hz Âdem’dir, dedi. İnsanların en gür saçlısıydı. Sonra başka bir bölüm açtı. Oradan da siyah ipekli bir bez çıkardı. Üstünde beyaz bir resim vardı. Resimdeki adamın saçı koyu burçak renginde, kıvırcık saçlı, gözleri iri, başı büyükçe ve sakalı oldukça güzeldi. Bize:
—Bunu tanıyor musunuz? dedi
—Hayır! dedik.
—Bu Hz Nuh’tur, dedi.
Sonra başka bir gözden, siyah bir ipekli bez parçasında, başka bir resim daha çıkardı. O da beyaz tenli, gözleri güzel, alnı geniş, yüzü uzunca, sakalı beyaz ve mütebessim bir adam resmiydi.
—Bunu tanıyor musunuz? dedi
—Hayır! dedik.
—Bu Hz. İbrahim’dir, dedi.
Başka bir bölüm daha açtı. Oradan da beyaz ipek bez üzerinde bir resim çıkardı. Allah’a yemin olsun ki, tıpkı Resulü Ekrem (A.S) idi. Bize
—Bunu tanıyor musunuz? dedi
—Evet! Vallahi bu Hz Muhammed’dir dedik.
Ayağa kalktı, salonda düşünceli düşünceli birkaç adım attıktan sonra tekrar gelip tahtına oturdu ve tekrar sordu:
—Gerçekten O mu?
—Evet, ta kendisi, dedik. Resme biraz daha dikkatlice baktıktan sonra;
—Aslında bu resim en son bölümde bulunuyordu. Fakat sizin ne yapacağınızı merak ettiğimden onu başa aldım, dedi. Bir başka bölümü daha açtı. Oradan da siyah ipekli bir bez çıkardı. Onda da kıvırcık saçlı, esmer, gözleri çukur, keskin ve sert bakışlı, çatık kaşlı, asık suratlı, dişlerini sıkmış, oldukça öfkeli bir adam resmi çıktı. Bize
—Bunu tanıyor musunuz? dedi
—Hayır! dedik.
—Bu Hz Musa’dır, dedi. Bunun yanında bir resim daha vardı. Saçı parlak, alnı geniş, gözleri şehlâ bir adam resmiydi. Bize
—Bunu tanıyor musunuz? dedi
—Hayır! dedik.
—Bu Hz Harun’dur, dedi. Başka bir bölüm daha açtı. Beyaz renkli ipekli bir bez çıkardı. Bunun içinden de esmer, sinirli, uzuna yakın orta boylu ve dargınmış gibi duran bir adam resmi çıkardı. Bize
—Bunu tanıyor musunuz? dedi
—Hayır! dedik.
—Bu Hz Lut’tur, dedi. Bir başka bölüm daha açarak beyaz ipekli bir bez çıkardı. Bundan da beyaz tenli, gül yanaklı, burnunun ortası yüksek, koç burunlu ve güzel yüzlü bir adam resmi çıktı. Bize
—Bunu tanıyor musunuz? dedi
—Hayır! dedik.
—Bu Hz İshak’tır, dedi. Bir bölüm daha açarak yine beyaz ipekli bir bez çıkardı. Ondan da Hz İshak’a benzer bir resim çıktı. Ancak bunun dudağının üst tarafında siyah bir ben vardı. Bize
—Bunu tanıyor musunuz? dedi
—Hayır! dedik.
—Bu Hz Yakub’tur, dedi. Bir bölüm daha açtı beyaz ipekli bir bez çıkardı. Bunun içinden de beyaz tenli, güzel gözlü, burnunun ortası yüksek, koç burunlu, sîmâsı oldukça güzel, ölçüleri mükemmel, yüzü nurlu, yüzünde huşu ve Allah korkusu görülen, pembe yanaklı bir adam resmi çıktı. Bize
—Bunu tanıyor musunuz? dedi
—Hayır! dedik.
—Bu peygamberinizin atası Hz İsmail’dir, dedi. Resulü Ekrem’e en çok benzeyen de bu idi. Bir bölüm daha açtı. Oradan da beyaz bir ipekli bez çıkardı. İçinde Hz Âdem’e benzeyen bir resim vardı. Resimdeki adamın yüzü güneş gibi parlıyordu. Bize
—Bunu tanıyor musunuz? dedi
—Hayır! dedik.
—Bu Hz Yusuf’tur, dedi. Bir başka bölüm daha açarak beyaz ipekli bir bez çıkardı. İçinden de al yanaklı, ince bacaklı, gözleri küçük, gövdesi büyük, orta boylu ve boynunda kılıç asılı bir adam resmi çıkardı. Bize
—Bunu tanıyor musunuz? dedi
—Hayır! dedik.
—Bu Hz Davut’tur, dedi. Başka bir gözden yine beyaz bir ipekli çıkardı. Onda da baldırları kalın, bacakları uzun, ata binmiş bir adam resmi vardı. Bize
—Bunu tanıyor musunuz? dedi
—Hayır! dedik.
—Bu Hz Süleyman’dır, dedi. Bir başka bölmeden bir siyah ipekli bez daha çıkardı. Ondan da oldukça genç, beyaz tenli, simsiyah sakallı, gür saçlı, iri ve güzel gözlü, yüzünde benleri olan nur yüzlü bir adam resmi çıktı. Bize
—Bunu tanıyor musunuz? dedi
—Hayır! dedik.
—Bu Meryem oğlu Hz İsa’dır, dedi. Biz


Bu resimleri nereden buldunuz? dedik. İnanıyoruz ki bunlar asıllarının aynısıdır. Çünkü bizim Peygamberimiz resimdekine o kadar çok benziyor ki, diğerlerinin de benzediği aşikâr. Şöyle cevap verdi: “Hz Âdem, soyundan gelecek peygamberleri kendisine göstermesi için Rabbine niyazda bulunmuş. Allah’ta O’na peygamberlerin resimlerini levhalar halinde indirmiş. Bu resimler Hz Âdem’in doğudaki mahzeninde saklı iken, Hz. Zülkarneyn orayı ele geçirdiğinde resimleri alarak Hz. Danyal’a vermiş. Hz. Danyal da levhalardaki bu resimleri ipek bezlere aynen çizmiş, onlar da hanedanımız vesilesi ile bana kadar ulaştı” dedi. Sonra da “Allah’a yemin ederim ki, saltanatımı terk edip sizin en sıradanınıza, ölünceye kadar kölelik yapmaya razıyım” dedi. Sonra da bize büyük ikramlarda bulunup hürmet ve sevgiyle bizi uğurladı. Biz Halife Ebubekir’in yanına döndüğümüzde olanları anlattık. Halîfe Ebubekir gözleri dolu dolu “Doğrudur. Bir düşkün bile, Allah, hakkında hayır dilerse ona hayır verir. Allah’ın Resulü bize, Hıristiyan ve Yahudilerin kitaplarında kendisinin vasıflarının bulunduğunu söylemedi mi?” buyurdu.

PEYGAMBER RESİMLERİ NEREDE?

Halîfe Ebû Bekir’in bu 2 elçisinin sözleri burada sona eriyor. Bundan sonra sözü biz alıyor ve diyoruz ki: Acâba bu resimler şu an nerede? Eğer Fâtih’in İstanbul’u fethine kadar saklayabildilerse 53 günlük muhasara ve savaş esnasında kaybolmuş olabilir. Ya bir yere gömdüler, ya bir mahzene sakladılar, ya da haliçin dibine diğer hazinelerle birlikte batırdılar. İstanbul’dan kaçırmış olamazlar. Zîrâ kaçırmış olsalardı, bunca senedir mutlaka bir yerde ortaya çıkardı. İhtimal ki o resimler İstanbul’da bir yerlerde saklı kaldı.


1000 yıllık Bizans saltanatında 57 yıllık bir kopuk dönem var. Latin işgâli. Lâtin işgâlinde İstanbul’un yağmalandığını biliyoruz. İşte bu dönemde de o resimler Bizanslılar tarafından Lâtinlerin eline geçmesin diye saklanmış olabilir. Ya da Latinler tarafından yok edilmiş olabilir. Zirâ kiliselerdeki ikonları tahrip ettiklerine göre bu resimler ellerine geçmiş olsa onları da imhâ ederlerdi.
HZ İSA’NIN RESİMLERİ GERÇEK OLABİLİR Mİ?
Mâlum Bizans imparatorları hristiyan. Kiliseleri Hz. İsa’nın resimleriyle dolu. İmparator Heraklius da hristiyandı. Ve bu resimleri sahabelere gösteren de O. Peki o halde Hz. İsa’nın gerçek resmi imparatorda ise kiliselerdeki Hz. İsa resimlerine bakıp, “Bunlar gerçeğe uygun değil, işte bende gerçeği var, bunu çizin” demez miydi. Sahabelere bile gösterdiyse bu resimleri, kendi din adamlarına ya da ressamlarına neden göstermesin. O halde geriye tek ihtimal kaldı: Şu anki Hz. İsa resimleri gerçeğine uygun. İşin hakîkatı ancak bu peygamber resimleri ortaya çıkarsa anlaşılacak.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !